3. sınıf akrostiş çalışması nedir ?

Optimist

New member
3. Sınıf Akrostiş Çalışması: Bir Kelimenin Arkasındaki Hikâye

Merhaba sevgili forumdaşlar!

Bugün sizlerle çok güzel bir hikâye paylaşmak istiyorum. Hayatın içinde bazen küçük bir şey, belki de hiç farkında bile olmadığımız bir detay, bize her şeyin ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. İşte o anlardan birini anlatacağım; ama öyle sıradan bir hikâye değil, 3. sınıf akrostiş çalışmasının arkasında gizli kalmış derin bir anlamı bulacağınız bir hikâye!

Hikâye biraz duygusal, biraz da sürükleyici. Gerçekten umarım kendinizden bir şeyler bulur ve bir anlığına olsa bile o dünyaya dalarsınız. Hazırsanız başlıyorum.

Hikâyenin Başlangıcı: Bütün Dünya Bir Yazı Parçası Gibi

Bir zamanlar, küçük bir kasabada Ela adında 9 yaşında bir kız yaşarmış. Ela’nın hayatı sıradan gibi görünse de, içindeki dünyası çok zengindi. Bir gün okuldaki öğretmeni, 3. sınıf akrostiş çalışması yapacaklarını söylediğinde Ela’nın gözleri ışıldamıştı. Herkes heyecanla bu yeni görev için hazırlıklara başlarken Ela, kelimelerle oynayarak dünyasını güzelleştirmeye karar verdi.

Akrostiş, bildiğiniz gibi bir kelimenin harflerinin her birini, anlamlı bir cümle ya da kelimeyle doldurmak demekti. Ela, “Sevgi” kelimesiyle başladığında, içindeki duygular hızla birikmeye başladı. “S” harfi, başlamak için mükemmel bir harf, çünkü her şeyin başladığı yerdi. Ama tam da bu noktada Ela, bir gariplik hissetti. Onun yanında oturan Efe, bir erkek olarak her zaman çözüm odaklıydı ve hemen akrostiş çalışmasının nasıl yapılacağına dair bir plan yapıyordu. Ela ise, her zaman daha derin duygularla yaklaşırdı, çünkü onun gözünde her kelimenin kendine ait bir hikâyesi vardı.

Ela ve Efe: Farklı Dünyaların İnsanları

Ela ve Efe, okulda her zaman yan yana otururlardı. Efe, her zaman plan yaparak ilerlerdi, adeta bir strateji uzmanı gibi. “Şu harfi buraya koy, bu kelimeyi şuraya yaz,” derdi. Ela ise biraz daha duygusal, biraz daha içsel bir yaklaşım sergilerdi. O, “Sevgi”yi yazarken, içinde her bir harfe bir anlam yüklerdi. Ela, “S” harfini yazarken, annesinin sıcacık sarılmalarını, “E” harfini yazarken babaannesinin masal anlatışını hatırlardı. “V” harfi ise ona arkadaşlarının birlikte oynadıkları mutlu anları hatırlatıyordu. Akrostiş ona göre bir kelimeyi yazmanın ötesindeydi; adeta bir zaman yolculuğuna çıkmak gibiydi.

Ama Efe için işler çok farklıydı. Onun için akrostiş, sadece kelimelerle oynanan bir bulmacadan ibaretti. Hedefi, doğru şekilde harfleri yerleştirip başarılı bir cümle ya da anlamlı bir kelime üretmekti. Ela bunun farkına vardığında biraz duraksadı. “Efe, gerçekten ‘Sevgi’yi sadece böyle mi yazmak istersin?” diye sordu. Efe biraz şaşkın bir şekilde başını kaldırdı. Ela, derin bir nefes aldı ve devam etti: “Bu sadece bir harf sıralaması değil. Her harf, içimizdeki duyguları anlatmalı. Yani, mesela ‘S’ ile neyi anlatmak istersin?”

Efe, bir an düşündü. Ela’nın bakışları, ona bir şeyler düşündürmeye başlamıştı. “Sanırım,” dedi Efe, “belki de bu akrostişte bir şeyler eksikti. Ama ben çözüm odaklı biriyim, o yüzden sadece tamamlayıp bitirmeyi tercih ettim.”

Duyguların Gücü: Akrostişin Derinliği

Ela, o an fark etti ki, bazen çözüm odaklı bir yaklaşım, duyguların derinliğini keşfetmekten çok uzak kalabiliyor. “S” harfi, ona sadece annesinin sarılmalarını değil, annesinin her bir sabah ona olan sevgisini de hatırlatıyordu. O harfi yazarken annesinin yüzündeki gülümsemeyi gözlerinde canlandırıyordu. Akrostiş çalışması, sadece bir görev değil, bir kalp egzersizi gibiydi.

Ela, sonunda yazdığı “Sevgi” kelimesini tamamladığında, içi huzurla dolmuştu. Her bir harfe anlamlar yükleyerek, sevgiye dair küçük hatıraları bir araya getirmişti. Efe’nin yazdığı “Sevgi” ise harflerin düzeninden ibaretti. O an Ela, Efe’ye döndü ve şunu söyledi: “Belki de çözüm, duygulara daha yakın olmakta. Kelimeler bazen birer anahtar gibidir. Onlara dokunduğunda, kapıları aralarsın. Ama duyguların gücüyle açılacak kapılar bambaşkadır.”

Bir Öğrenme Süreci: Farklı Yaklaşımlar ve Ortak Payda

Gün sonunda Efe, Ela'nın söylediklerinden çok etkilenmişti. Belki de bazen yalnızca çözüm odaklı olmak yeterli değildi; duyguları da içine katmak gerekirdi. Ela ve Efe birbirlerine farklı bakış açılarını sunmuşlardı. Ela, Efe'nin çözüm odaklı yaklaşımını anlamış, Efe ise Ela'nın duygu odaklı yaklaşımını kabul etmişti. Sonuçta, her iki bakış açısının da doğru olduğu bir noktada buluşmuşlardı.

Sizce Hangi Yaklaşım Daha Etkili? Duygusal mı, Çözüm Odaklı mı?

Hikâyenin sonunda, forumdaşlar, sizce hangisi daha önemli? Duygusal bir yaklaşım mı, yoksa çözüm odaklı bir bakış açısı mı? Ela ve Efe’nin farklı dünyalarında buldukları ortak nokta, belki de hepimizin günlük hayatına da ders olabilir. Yorumlarınızı merakla bekliyorum, gelin birlikte tartışalım!